Bugun...
pendik escort
100 yıllık Kaos ve Karmaşa

Vural Dağtekin KARŞI PENCERE
vuraldagtekin@yandex.com
facebook-paylas
 


Ülkemizin tarihi kaos ve karmaşa ile doludur. Bunun yanında güzel ve keyifli günleri de yaşadık elbet. Ancak şöyle bir geriye baktığımızda aslında 1919’da Samsun’a çıkan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten bu yana geçen yaklaşık 98 senenin çok da kolay geçmediğini göreceksiniz.

1919: Atatürk Samsun’da. Aynı yıl Amasya Tamimi ile başlayıp Erzurum ve Sivas Kongreleri ile şekillenen Milli Kurtuluş Savaşının karakteri net olarak ortaya konuyor.

1920: TBMM açılıyor. Ülkenin Kurtuluş Savaşı’nın yönetimi birinci el olarak meclise devrediliyor.

1923: Savaşlar ile geçen, dünyaya “Ya Bağımsızlık, Ya Ölüm” diyerek mesaj verilen, bu arada Saltanatı kaldıran, Ankara’yı başkent ilan eden meclis 29 Ekim’de Cumhuriyeti ilan ediliyor.

1924: Pasif dönem sayılan 1923 öncesine göre ciddi bir hızla devlet şekilleniyor. Önce Hilafet kaldırılıp, meclisin manevi şahsına veriliyor. Sonrasında başta toprak ve çiftçiler yani milletin efendisi köylüler ile başlayıp, ekonomik ve siyasi alanlarda ciddi inkılaplar hayata geçiriliyor. Bu sırada kadınlara dünyada henüz kabul görmemiş olduğu halde seçme ve seçilme hakkı veriliyor. Sene 1930’a kadar devrimler hız kesmeden sürüyor.

İşte bu dönemde önce Hakkari  ve civar bölgesinde Nasturi ayaklanması yaşanıyor. Siirt, Sason, Silvan ve sonra yine Şemdinli’de sırası ile Raçkotan, Raman, Sason ve Şemdinli adı ile anılan ayaklanmalar oluyor.

Nakşibendi Şeyhi Seyh Sait adını verdiği ayaklanma ile Doğu Anadolu’nun batısında kazan kaldırıyor.

Bunu sırası ile Koçuşağı, Mutki, Bicar, Zeylan ve Ağrı İsyanları takip ediyor. Menemen Olayı ise tüm bunlara tuz biber ekiyor. Yani Cumhuriyet’in en anlamlı devrimlerine imza atan TBMM karşısında gerek din, gerek etnik olmak üzere bir çok ayaklanma buluyor.

Peki o zaman devletin gündeminde ne var da bunlar oluyor? Tabii ki Musul ve Kerkük. Yani Misak-ı Milli’nin gözü yaşlı toprakları…

1931: Türk Dil ve Türk Tarih Kurumları kuruluyor.Ülkenin geleceği için eğitim şekillendiriliyor. Üniversite reformu yapılıyor. Türkiye’nin ilk kalkınma planı bu tarihlerde hazırlanıyor. Artık ülkenin gelecekte yaşayabileceği başta iktisadi tüm sorunları bu plan ile önceden hesaplanıp, hazırlık yapılacağı ilan ediliyor.

1936: Atatürk 1 Kasım 1936’da TBMM’de yaptığı konuşmada toprak konusuna değinerek şunları söyledi. “Toprak Kanununun bir sonuca, varmasını, Kamutayın yüksek çalışmalarından beklerim. Her Türk çiftçi ailesinin geçineceği ve çalışacağı toprağa sahip olması, kesinlikle gereklidir. Vatanın sağlam temeli ve imarı buna dayanır. Bundan başka, büyük araziyi modern araçlarla işletip vatana fazla üretim sağlanmasını da özendirmek isteriz.”

Sen misin Kalkınma Planı hazırlayan? Hatta toprak reformuna giden? Daha ilk plan dönemi bitmeden Dersim olayları patlıyor. O dönemin saklı gerçekleri bir yana, yaşanan acıların boyutu diğer yana, sonuçta ortada bir isyan hareketi, devlete bir başkaldırı olduğu açıktır. Atatürk’ün hastalığına rastlayan bu dönemde Başbakanlık görevinde yani operasyonların siyasi iradesini elinde tutan Celal Bayar’ın mensubu olduğu siyasi hareketlerin günümüze kadar ülkenin kurucu partisi CHP’yi suçlaya gelmeleri de açık bir ironidir. Yine o dönemde yıldızı parlayan Merhum Adnan Menderes’in de bu reformdan ciddi şekilde etkilenebilecek olan “ağalık” düzeninin bir mensubu oluşu da gözden kaçmamalıdır.

Ortada bir halkın katliamı var ise onu katleden yönetimin başı suçlanacakken, Dersim’de yaşananları günümüz siyasetinin dahi CHP’ye mal etmesi, buna günümüz CHP’sinin adeta cevap veremez olması da tuhaf bir çelişki değil midir? Neyse bu ayrı bir yazı konusu. İleride inceleyelim. Ancak, bilinmeli ki o dönemin baş sorumlusu sonradan Demokrat Parti’yi kuran Celal Bayar’dır.

Sonrası malum. Çok partili siyasi hayata geçiş. Ardından 1960, 1971 ve 1980 ihtilalleri ile geriye giden bir Türkiye’de yaşadık. Sonrasında isyanlar ile değil, Demokrasinin sağladığı seçimle devlete hakim olma felsefesini iyi özümseyen siyasi hareketler kolayca aradan sıyrılarak hakimiyetlerini kurdular.

Günümüzde yaşadığımız kaosa gelince…

Bir taraf siyasette, diğer taraf hayatın diğer alanlarında yine din temelli bir ilerleme kaydedip hâkimiyet kurunca, birinin hâkim diğerinin hain olması kaçınılmaz oldu. Devlete hâkim olan, içine hatta yanı başına kadar girenleri ihanetle suçlayarak tasfiye etti.

Yaşanan 15 Temmuz Kalkışması da bunun sebebi oldu.

Neticede yine devlet kazandı. Devlete hâkim olan, her şeye halim olur sözü de tescillendi.

Hep düşündüğüm şudur… Ya onlar kazansaydı? Ya 15 Temmuz başarılı olsaydı? Bir Cumhuriyet daha kuracak gücümüz ve enerjimiz var mıydı? Hiç sanmıyorum.

Bize düşen Cumhuriyetimize temel niteliklerinden sapmadan, milletin egemenliğini şahıslara sorgusuz sualsiz vermeden sahip çıkmaktır. Devlet bir şirket değildir. Kaldı ki şirkette dahi hissedarların icraya karşı yaptırım gücü olur. Yöneteni sorgulanamayan, hatası cezalandırılamayan, tek kişinin egemen olduğu yapı bana göre devletin sonu olur.

Kalın sağlıcakla…





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



4 + 5 =

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

escort bayan escort bayan escort izmir escort bayanlar porno istanbul escort bayanlar bursa bayan escort bursa escort bayan gaziantep escort bayanlar denizli escort kizlar izmir bayan escort gaziemir escort izmir escort porno indir sexizle escort bayan
escort escort bayan bayan escort izmir escort anal porno tecavüz porno türk porno jigolootr.com mp3dinlemuzikdinle.com escort bursa
porno YUKARI antalya escort